Ana Dilde Terapi Neden Farklı Hissettirebilir?

Terapi sırasında bazen ilginç bir şey olur.

Kişi bir anısını anlatırken duraksar. Söylemek istediği şeyi bilir ama kullandığı kelimeler yetersiz gelmeye başlar. Sonra ana diline geçtiğinde, yalnızca cümleler değil, o anıya eşlik eden duygular da değişir.

Bazıları için ise bunun tam tersi geçerlidir. Ana dilde konuşmak fazla yakın, fazla yoğun ya da fazla gerçek hissettirirken; ikinci bir dil, konuşmayı biraz daha mümkün kılan bir mesafe sağlayabilir.

Bu nedenle terapiyi hangi dilde yaptığımızın tek bir doğru cevabı yoktur. Yine de kullandığımız dil, yalnızca iletişim kurma biçimimizi değil; duygularımızı, anılarımızı ve kendimizi deneyimleme şeklimizi de etkileyebilir.

Dil, Yaşadıklarımızın da Bir Parçasıdır

Çocukluğumuzun büyük bir kısmı ana dilimizin içinde yaşanır.

İlk kez sevildiğimizi hissettiğimiz anlar, bize söylenen sözler, aile içinde tekrar eden ifadeler, korkularımız, utandığımız deneyimler ya da özlem duyduğumuz insanlar... Bunların çoğu yalnızca birer anı değildir. Aynı zamanda belirli kelimeler, ses tonları ve ifadelerle birlikte hafızamızda yer eder.

Bu nedenle bazı insanlar belirli anıları ana dillerinde anlatırken kendilerini o deneyime daha yakın hissedebilir. Bazıları ise aynı anıyı başka bir dilde anlatırken duygunun yoğunluğunun değiştiğini fark edebilir. Bu herkes için geçerli değildir. Ancak terapi sürecinde zaman zaman karşılaşılabilen deneyimlerden biridir.

Bazen İkinci Bir Dil Koruyucu Olabilir

Ana dilde terapi yapmak her zaman daha doğru ya da daha derin bir terapi anlamına gelmez.

Bazı insanlar için ikinci bir dil, özellikle utanç, suçluluk ya da acı veren yaşantılar konuşulurken fark edilmeden koruyucu bir mesafe oluşturabilir. Bu mesafe bazen duygudan uzaklaşmak değil, ona yaklaşabilmek için ihtiyaç duyulan alanı yaratır.

Bu nedenle ikinci bir dilde terapi yapmak daha yüzeysel bir deneyim olmak zorunda değildir. Bazen tam tersine, konuşmaya başlayabilmenin ilk adımı olabilir.

Terapi Açısından Önemli Olan Nedir?

Terapi açısından önemli olan hangi dilin daha doğru olduğu değildir. Daha çok, kişinin kendisini hangi dilde nasıl deneyimlediğini birlikte merak edebilmektir.

Bazen insanlar belirli anıları yalnızca ana dillerinde hatırlar. Bazen ise ikinci bir dil, acı veren deneyimlerle araya fark edilmeden bir mesafe koyabilir.

Bu deneyimlerin hiçbiri tek başına açıklanması gereken bir sorun değildir. Aksine, kişinin kendisini ve ilişkilerini anlamaya çalışırken birlikte düşünülebilecek önemli ipuçları olabilir.

İki Dil Arasında

Terapi sırasında bazı kişiler farkında olmadan iki dil arasında gidip gelir.

Bir cümle İngilizce başlar, Türkçe tamamlanır. Bazı duygular yalnızca ana dilde ifade edilebilecekmiş gibi hissedilir. Bazı düşünceler ise ikinci bir dilde daha rahat dile gelir.

Terapi açısından bu geçişleri düzeltmeye çalışmak gerekmez. Bazen bu geçişlerin kendisi de, kişinin iç dünyasını anlamaya yardımcı olabilecek anlamlı bir deneyimdir.

Sonuç Yerine

Terapiyi anlamlı kılan şey yalnızca hangi dili konuştuğumuz değildir.

Asıl önemli olan, kişinin kendisini yargılanmadan ifade edebildiği, birlikte düşünebildiği ve zaman içinde kendisine biraz daha yaklaşabildiği bir ilişki kurabilmesidir.

Bazen bu ilişki ana dilde kurulur. Bazen ikinci bir dilde.

Önemli olan hangi dilin daha doğru olduğu değil; kişinin kendisini hangi dilde daha özgürce ifade edebildiği ve o dilde kendi deneyimine nasıl yaklaşabildiğidir.

Eğer Toronto'da yüz yüze ya da Ontario ve Alberta genelinde online yetişkin veya çift psikoterapisi düşünüyorsanız, aklınızdaki soruları konuşmak ve birlikte çalışmanın uygun olup olmadığını değerlendirmek için 15 dakikalık ücretsiz bir ön görüşme planlamak üzere benimle iletişime geçebilirsiniz.


Previous
Previous

Kendimize Neden Bu Kadar Sert Davranıyoruz?

Next
Next

Terapiyi Farklı Bir Konuşma Haline Getiren Nedir?